Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri

Online Psikolojik Danışma Merkezleri

Psikolojik Danışmanlık kişilerin kendilerini bulması, sorunlarından kaçmak yerine onları kabullenip çözümü için uğraşmasını sağlayan bir hizmettir. Psikolojik Danışmanlık Psikolojik Sorunlar ın çözümünde çok büyük fayda sağlar. Psikolojik Danışmanlık hizmeti veren kişiler genelde Terapi Merkezleri nde bulunmaktadırlar. Bunun için öncelikle yapılması gereken kişilerin kendilerini çok iyi bir şekilde tanımalarıdır. Kişiler kendilerini tanıdıktan sonra kendilerini en iyi şekilde ifade edebilirler. Psikolojik Sorunlar dan kaçmak yerine onların üzerine gitmek bu sorunların çözümünde fayda sağlamaktadır. Psikolog ve Terapistlere gitmeye hemen hemen her insanın ihtiyacı olabilir. Bu olağan üstü bir durum değildir. Çünkü her insan hayatının büyük bir bölümünde bazı sorunlarla baş etmeye çalışır. Psikolojik Danışmanlık ın Psikolojik Sorunları n çözümünde faydası azımsanmayacak kadar fazladır.

Psikolojik Danışmanlık ve Psikolojik Sorunlar

Psikolojik Sorunlar hemen hemen her kişinin başına gelebilecek türden sorunlardır. Bu yüzden bu Psikolojik Sorunları gözünüzde büyütmemeniz gerekmektedir. Bu sorunlardan birisine sahip olduğunuzu düşündüğünüz zaman Terapi Merkezleri ne giderek Psikolojik Danışmanlık ve Psikolog hizmeti veren kişilerden yardım alabilirsiniz. Psikolojik Sorunlar ın başında Alkol Bağımlılığı, Stres, Depresyon, Agorafobi, Panik atak, bunama ve şizofreni gelmektedir. Çoğu zaman bu sorunlar dış etkenlerden dolayı meydana gelmektedir. Psikolog eğitimi almış olan kişiler bu sorunlarınızın çözümünde size yardımcı olabilirler.  Aksi takdirde ilerledikleri zaman daha kötü sonuçlar doğurabilmektedirler. Ülkemizdeki insanlarda en çok görülen sorunların başında stres ve depresyon gelmektedir. Bu sorunların belirtilerine sahip olduğunuz anda fazla vakit geçirmeden Psikolojik Destek almanız gerekmektedir.

İş Kontrolü ve Kontrol İsteği

Psikolojik Sorunlar ve Psikolojik Danışmanlık ile ilgili yazılarımıza devam ediyoruz. Meslekle ilgili olarak yaşanan stres, yoğun ve sürekli hale geldiğinde bir dizi olumsuz sonuç ortaya çıkabilmektedir. Bu olumsuz sonuçlar davranışsal, fiziksel veya psikolojik olabilmektedir. Davranışsal sonuçlar; işten kaçınma, yorgunluk, alkol ve uyuşturucu kullanımı ve saldırganlık gibi olumsuz davranışları, fiziksel sonuçlar; kardiyo-vasküler hastalıklar, ülser, solunum rahatsızlıkları gibi sağlık sorunlarını, psikolojik sonuçlar ise iş doyumsuzluğu, depresyon, kaygı ve engellenme, tükenmişlik duygularını içermektedir. Mesleki stres ile fiziksel ve psikolojik sağlık arasındaki ilişkileri açıklamak üzere değişik modeller önerilmiştir. Bunlardan Karasek’in iş talebi – iş kontrolü modeli mesleki stres literatüründe en fazla sözü edilen modeldir. Mesleki stres ile fiziksel ve psikolojik sağlık arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla son yıllarda yürütülen araştırmaların büyük bölümünü doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak iş talebi – iş kontrolü modeli ile ilişkilendirmek mümkündür. Talep kontrol modeli olarak da adlandırılan iş talebi – iş kontrolü modelinde, iş talebi kavramı iş ortamındaki stres yaratıcı etkenlere işaret etmek üzere kullanılmaktadır. İş kontrolü ise çalışanın yaptığı işin kendisinin ve yapılış biçiminin kontrol edilebilme kabiliyeti ile işin gerektirdiği becerilerin çeşitliliği olmak üzere iki boyuttan oluşmakta ve bu iki boyut birden iş karar verme serbestisi (job decision latitude) olarak adlandırılmaktadır. Modele göre mesleki stres ya da gerilim değişen düzeydeki iş talepleri ile değişen düzeydeki iş karar verme serbestisinin birleşik etkisinin bir sonucudur. Modelin iki temel yordaması vardır. Bunlardan ilki işle ilgili sıkıntı tepkilerinin iş taleplerinin yüksek, çalışanın iş kontrolünün düşük olduğu durumlarda ortaya çıkacağı şeklindedir. Diğer bir deyişle, talep – kontrol modeline göre, yüksek iş talebinin doğurabileceği olumsuz sonuçlar en belirgin bir biçimde çalışanın iş karar serbestisinin düşük olduğu durumlarda gözlenecektir. Buna stres (sıkıntı – strain) hipotezi de denilmektedir. Psikolojik Sorunlar ınızla ilgili ayrıntılı bilgi alabilmek için Psikolog ve Psikolojik Danışmanlık hizmeti veren kişilerden yardım alabilirsiniz.

Alkolün Trafik Kazalarındaki Rolü

Psikolojik Sorunlar ın başında gelen Alkol sağlığınızı her yönden etkilemektedir. Vücudunuza verdiği zararları bir kenara bırakalım Psikolojik Sorunlar ın anası olan Alkol sizi bir trafik kazasıyla katil bile yapabilir. Psikolojik Sorunlar dan bir an önce kurtulmanız gerekmektedir. Psikolog ve Terapist lerin yardımıyla bu tür Psikolojik Sorunlar dan kurtulmanız mümkündür. Tüm dünyada özellikle de gelişmiş ülkelerde alkollü iken araç kullanma trafik kazalarının en önemli nedenlerinden birisidir. Bu oran özellikle Batı ülkelerinde %40-50’lere kadar ulaşmaktadır. Alkollü araç kullanma hem ölümcül kaza riskini hem de kazada yaralanma riskini artırmaktadır. Uzun yıllar, kişi alkollü ise alkolün vücutta yarattığı gevşeme nedeniyle kazada yaralanma riskinin daha az olduğuna inanılmıştır. Ancak, daha sonra yapılan çalışmalar alkolün kazada yaralanma riskini artırdığını göstermektedir. Waller ve arkadaşları (1997), alkolün trafik kazalarında yaralanma riskini artırmasını dört faktör ile açıklamaktadırlar; a) alkol karar verme süreçlerini bozduğu için kişiyi yüksek risk içeren ve de beraberinde yaralanmalara neden olacak davranışlar yapmaya yöneltebilir, b) alkol psikomotor süreçleri bozduğu için ani tepkilerin verilmesi gerektiği durumlarda gösterilen tepkiler yeterli ve uygun olmayabilir ve bu da yaralanma riskini artırabilir, c) alkol, kişinin kaza sırasında ortaya çıkacak şoka ya da travmaya olan duyarlılığını artırarak yaralanma (ya da ölüm) riskini artırmaktadır ve d) uzun süreli alkol kullanımı kemiklerin kırılganlığını artırdığı için yaralanma riskini de artırmaktadır. Evans (1991), yapılan çalışmaların alkollü bir kişinin kaza sırasında yaşamını yitirme olasılı- ğının alkolsüz bir kişiye oranla 3.85 kat daha fazla olduğunu gösterdiğini belirtmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerine göre ülkemizde 1999 ve 2001 yılında meydana gelen trafik kazalarının yaklaşık %5-6’sı alkollü araç kullanımından kaynaklanmaktadır. Alkollü olarak trafik kazasına karışan yayaların oranı ise yaklaşık %1-2’dir. Psikolog ve Psikolojik Danışmanlık hizmeti veren kişiler sizlere bu tür Psikolojik Sorunlar ın çözümünde yardımcı olabilirler. Psikolog ve Terapist lere gitmekten çekinmemeniz gerekmektedir. Bu tür Psikolojik Sorunlar herkesin başına gelebilmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 2000 yılında 37409 ölümcül trafik kazası meydana gelmiştir ve bu kazalarda yaşamını yitirenlerin sayı sı 41.821’dir. Kazalarda yaşamlarını yitiren kişilerin (sürücü ya da sürücü olmayan) yaklaşı k %31’nin kanındaki alkol oranı 1 promil ya da 1 promilin üzerinde bulunmuştur (12892 kişi). Kanındaki alkol oranı 1 promilin altında olan kişilerin oranı ise %9’dur (3761 kişi). Toplam olarak kazaya karışan sürücülerin ya da sürücü olmayan kişilerin %40’ında alkol bulunmuştur. Ölümcül kazalara karışan ve kanında alkol tespit edilen sürücülerin oranı ise %24’dür (U. S. Department of Transportation, National Highway Traffic Safety Administration, 2002). Alkolün yanı sıra alkolle birlikte ya da tek başı- na kullanılan diğer ilaçlar da trafik kazalarının önemli nedenleri arasında yer almaktadır. Alkolle birlikte ya da tek başına alınan maddelerin başında mariyuana yer almaktadır. Bunu kokain ve amfetaminler izlemektedir. Sedatif-hipnotik olarak tedavi amaçlı olarak kullanılan ilaçlar arasında ise benzodiazepiler (örneğin, Diazem, Xanax) ilk sırada yer almaktadır (U. S. Department of Transportation, National Highway Traffic Safety Administration, 2000). İspanya’da 1991 ile 2000 yılları arasında arasında trafik kazalarında yaşamını yitiren 5745 sürücünün %50.1’inin kanında psikoaktif madde belirlenmiştir; kanında alkol bulunan kişilerin oranı %43.8 iken, %8.8’inde yasal olmayan maddeler (kokain, opiatlar ve mariyuana gibi) ve %4.7’sinde tıbbi amaçlı kullanılan maddeler
bulunmuştur. Kanında alkol bulunan kişilerin%32’sinde alkol oranı 0.8 promilin üzerindedir. Alkollü sürücülerin %12.5’inde ise kanları nda alkol ile birlikte kokain, eroin ve esrar gibi bağımlılık yapıcı maddeler ya da tıbbi tedavi amaçlı kullanılan ilaçlar bulunmuştur. Psikolog lara güvenmek ve onlardan yardım istemek size çok büyük faydalar sağlayacaktır.

Alkol ve Fizyolojik, Psikolojik Etkileri

Alkol Psikolojik Sorunlar ın başında gelmektedir. Psikolojik Sorunlar ın çözümünde Psikolog lardan yardım alabilirsiniz. Alkolün fizyolojik ve nörolojik yıkıcı etkileri özellikle uzun süreli alkol kullanımına bağlı olarak ortaya çıkmasına rağmen Psikolojik etkileri, diğer bir deyişle bilişsel ve psikomotor süreçler üzerindeki etkileri tek bir kadeh içildikten sonra bile ortaya çıkmaktadır. Alkol düşük ya da orta derecede içildiği zaman deri üzerindeki kan damarlarının açılmasını sağlayarak vücut ısısında hafif bir artışa neden olur. Uykuya dalmayı kolaylaştırır, ancak toplam uyku süresini değiştirmez. Yüksek dozlarda, REM uykusunu baskılama etkisi vardır. Alkolün yüksek dozlarda ve uzun süre kullanımda ortaya çıkan ve kişinin yaşamını tehdit eden ya da kalıcı fizyolojik ve nörolojik etkileri ise şunlardır: Alkol, ağızdan başlayarak tüm sindirim sistemi mukozasını tahriş ettiği için ülser, mide ve bağırsak kanaması ve hemoroid gibi pek çok rahatsızlığa neden olabilir. Alkolden en fazla zarar gören organların başında karaciğer gelmektedir. Alkol, siroz gibi hastalıklara neden olarak karaciğerde geriye dönüşü olmayan tahribata neden olabilir. Alkolün kalp, pankreas ve böbrekler üzerinde de zararlı etkileri vardır. Alkol özellikle de sigara ile birlikte kullanıldığında ağız, mide, bağırsak ve karaciğer kanseri riskini artırmaktadır.
Kronik alkol kullanımı sinir sisteminde ve özellikle de beyinde kalıcı olabilecek nörolojik hasarlara neden olmaktadır ve bu da beraberinde bilişsel süreçlerde kayıpları getirmektedir. Alkole bağlı beyin hasarı oluşan beyin yapıları özellikle limbik sistem, orta beyin ve beyin kabuğudur. Alkole bağlı nörolojik bozukluklardan en önemlisi B1 vitamini (thiamine) eksikliğinden ve beslenme yetersizliğinden kaynaklanan Wernicke-Korsakoff sendromudur. Korsakoff hastalarında mammillary body, talamus, orta beyin ve beyincik gibi çeşitli yapılarda hasar vardır. Koordinasyon bozukluğu, zihinsel bulanıklık, soyut düşünme ve problem çözme becerilerinde zayışama gibi bilişsel bozuklukların yanı sıra Korsakoff hastalarında gözlenen temel bozukluk bellek ile ilgilidir. Kişi hem geçmişteki olayları hatırlamakta hem de yeni öğrendiği bilgileri bellekte depolamakta zorluk çeker. Alkol alındığı zaman eğer kişi bundan zarar görüyorsa Alkolizm var demektir.
Alkol yüksek dozlarda ve uzun süre kullanımda sinir sisteminde yaptığı hasar nedeniyle bilişsel ve psikomotor süreçlerde kayıba neden olmakla birlikte, düşük ya da orta derecede dozlarda alındığı andan itibaren de özellikle sinir
sistemi üzerindeki baskılayıcı etkisi nedeniyle bilişsel ve psikomotor davranışlarda bozulmalara neden olmaktadır. Alkol, düşük dozlardan başlayarak özellikle motor davranışlarda koordinasyon bozukluğuna ve algısal süreçlerde bozulmalara neden olmaktadır. Örneğin, alkol görsel ve işitsel keskinlikte azalmaya, koku ve tat duyumlarında bozulmaya, zamanın olduğundan daha hızlı geçtiği duygusuna, hareket eden nesnelerin uzaklığı ve hızını olduğundan daha az tahmin etme eğilimine ve tepki hızında yavaşlamaya neden olmaktadır. Ayrıca, kişinin duygu durumunu ve psikolojik süreçlerini de etkilemektedir. Örneğin, sevinç ve mutluluk duygularında artış, korku duygusunda azalma ve
kendine güven duygusunda artma ve bunlara bağlı olarak da risk alma davranışlarında artma, sosyal ortamlarda davranışların kontrolünde azalma, öfke ve saldırgan davranışlarda artışyaratabilir. Psikolojik Sorunlar dan kaçmamak ve aksine onların üzerine gitmek gerekmektedir.

Alkolün Fizyolojik ve Psikolojik Etkileri

Alkol, psikoaktif ilaçlar arasında sinir sistemini baskılayıcı etkisi nedeniyle “merkezi sinir sistemi baskılayıcıları” ya da “sedatif-hipnotikler” sınıfında yer almaktadır. Günümüzde en büyük Psikolojik Sorunlar ın başında olan Alkol, aslında, aynı sınıftan bir grup maddeye verilen genel addır. İsoprofil alkol, metil alkol (metanol) ve etil alkol (etanol) bunlar arasındadır. İçtiğimiz alkol, etil alkoldür. Dier bir deyişle, alkol dediğimizde kimyasal içeriği etil alkol olan maddeden bahsediyoruz demektir. Psikolog lar sizlere alkolü bırakmada yardımcı olabilirler. Alkolün insanoğlu tarafından kullanımınailişkin tarihçeye bakıldığında günümüzden yaklaşık 10.000 yıl gerilere gitmek gerekmektedir. Milattan önce 8000’li yıllarda biraya benzer bir maddenin içildiğine ilişkin kayıtlar bulunmaktadır. Milattan önce 5400 yıllarında Sümerlerin mayalı üzümden şarap ürettiğine dair arkeolojik kanıtlara rastlanmıştır. fiarap yapımına ait ilk yazılı kayıtlar, yaklaşık M.Ö. 3000’li yıllara ait olan Mısır mezarlarında bulunmuştur. Biranın yapımına ilişkin ilk yazılı belgelerin tarihi ise M.Ö. 1800 yıllarına kadar uzanmaktadır. Bira ve şarabın kullanımı ve satılması ile ilgili ilk yazılı ilkelere ise M.Ö. 2225 yılında yazılmış olan Hammurabi kanunlarında rastlanmaktadır. Kullanım tarihçesine bakıldığında, insanoğlunun alkolün nasıl yapıldığını ve keyif verici etkilerini binlerce yıl önce bildiği görülmektedir. Günümüzde ise alkol, dünyada kafeinden sonra en fazla kullanılan psikoaktif maddeler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Bu makalede, alkolün farmakolojik özelliklerinden kısaca bahsedildikten sonra fizyolojik ve Psikolojik (bilişsel ve davranışsal) etkileri ele alınacaktır. Öğrenme süreçleri bağlamında alkolün davranışsal etkileri ve alkol etkisi altında araç kullanırken, kandaki alkol düzeyi yasal sınırların altında olsa bile öğrenme süreçlerinin aracı etkisi nedeniyle alkolün nasıl kazaya yol açabileceği tartışılacaktır.  Daha sonra alkolün trafik kazalarındaki rolü ve alkol kullanımı ile kişilik özelliklerinin etkileşiminin trafik kazaları ndaki önemi ele alınacaktır. Son olarak da alkollü araç kullanımını önlemek için öneriler sunulacaktır.

Psikolojik Sorunlarda Depresyon

Hepimizin bildiği gibi Depresyon Psikolojik Sorunlar ıkişi için bir tür genel keder, üzüntü, hareketsizlik ve ümitsizlik halidir. Psikolojik Sorunlar her türlü insanda görülebilinir bu yüzden çok fazla büyütmemek gerekir. Uzun süre stres yaşanması ve yaşanan bu stresle etkili şekilde baş edilememesinin en önemli sonuçlarından bir tanesi de depresyondur. Stres yaşantısının nasıl olup da depresyonla sonuçlandığını daha iyi şekilde anlayabilmemiz için depresyonun ne şekilde oluştuğu üzerinde duran iki açıklamaya kısaca değinip, daha önce anlatılanlarla bağlantısı üzerinde duralım. İnsanların neden depresyon yaşadıklarına gelen açıklamalardan bir tanesi Seligman’ın ‘Öğrenilmiş
Çaresizlik Kuramı’ doğrultusunda yapılmaktadır. Buna göre daha önce çabalamasına rağmen başarı elde edemeyen bir kişi, yaşadıklarını daha sonraki yaşantılarına da genelleyebilir ve ne kadar çabalasa da olayların kendi kontrolü dışında
gerçekleşebileceğine inanabilir. Bu inancın davranışsal uzantısı ise müdahale edebileceği durumlar karşısında da kişinin hareketsiz kalması ve olan biteni kendisiyle ilgili değilmişçesine izlemesidir. Yani kısacası, kişiyi içinde bulunduğu duruma sürükleyen temel inanç, daha önce de değindiğimiz gibi, kontrolün artık kişinin elinde olmadığına ilişkin inançtır. Kontrolün artık kendisinde olmadığını düşünen kişi için bu durum, kendilik algısını olumsuz şekilde etkileyen bir yaşantıdır ve depresyonun da temelini oluşturmaktadır. Tekrar belirtilmesi gereken, sadece çaresizlik yaşamanın depresyonu açıklayamayacağı, çaresizliğin kişinin kendilik algısını olumsuz yönde bozduğu durumda artık Depresyon dan söz edilebileceğidir.
Depresyonun açıklanması sırasında üzerinde durulan ikinci kuramı da Beck ortaya atmıştır. Beck’e göre kişinin neden depresyon yaşadığına getirilebilecek en iyi açıklama, kişinin kendisi ile ilgili şemalarında gizlidir. Kişinin kendine ilişkin
bilgilerinin çoğu olumsuz bir temele dayanıyorsa, bu kişinin depresyon yaşamasının olası olduğundan söz edilebilir. Stres bu olumsuz şemayı kolaylıkla aktive edebilmektedir. Kişi kendisi ile ilgili olumlu her hangi bir bilgiye gidemediği için, bu şekilde hissetmeye başlamasının ardından olup bitenleri de bu bakış açısıyla değerlendirecek, yani hayatında olumlu bir şey olmadığını düşünecektir.

Meditasyon

Meditasyon, günümüzde Psikolojik Sorunlar Stres le başetmede kullanılan önemli ve geçerliliği kabul edilmiş bir yöntemdir. Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, meditasyon uygulaması ile stres yaşantısının zararlı etkilerinin azaltılabileceğini göstermiştir. Psikolojik Sorunlar ın çözümünde bu yöntemden faydalanabilirsiniz. Ama Psikolog ve Terapist lerden yardım almanızın da etkisi küçümsenemez. Meditasyon, Stres le başetmede kullanılan en önemli zihinsel yöntemlerden birisidir. Bu zihin ağırlıklı uygulama, kaba bir ifadeyle, düşmüş psikofizyolojik uyarılmaya aracılık etmektedir ve böylece, stresin beden üzerindeki zararlı etkilerini hafişetebilmekte veya yok edebilmektedir. Diğer bir deyişle, meditasyonun düzenli uygulaması, Stres yaşantısı sırasında söz konusu olan sempatik sinir sistemi aktivitesinin şiddeti ve parasempatik sinir sisteminin devreye girme zamanı üzerinde olumlu etkiye neden olmaktadır. Düzenli meditasyon uygulaması, stres kaynağı karşısındaki bedensel uyarılmanın daha hafif olmasına yani bedenin stres kaynağı daha düşük seviyede uyarılma ile tepki vermesine yol açmaktadır. Meditasyon, bedenin, tehlike çanları karşısında daha ılımlı ve yavaş harekete geçmesini sağlamaya hizmet etmektedir. Günümüzde, meditasyon uygulaması bu amaca hizmet etmekteyse de ilk çıkış noktası, strese karşı insan sağlığını koruma fikri değildir. Strese karşı bir yöntem olarak kullanımının yaygınlaşması yakın geçmişte olmuştur. Meditasyonun geçmişi, yüzyıllarla ifade edilecek kadar eskiye dayanmaktadır. Meditasyon uygulamaları, yüzyıllardır, doğu felsefe ve dinlerinin bir parçası olmaya devam etmektedir. Çıkış noktası, doğu felsefe ve dinleri olsa da, meditasyonun, son yıllarda herhangi bir dinsel amacı ve kültürel bağlantısı olmaksızın, batı da dahil olmak üzere tüm dünyada yaygın uygulamaları söz konusudur. Yakın geçmişte gerçekleşen bu yaygın uygulamalardan sorumlu olan gelişme ise, meditasyon uygulamasının, stresin zararlı etkilerini hafişetme veya yok etme işlevinin anlaşılmış olmasıdır. İlk başta meditasyounun bu şekildeki koruyucu etkisine şüphe ile yaklaşılmış olsa da, yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda, strese karşı sağlığı koruyucu etkisi tıp ve bilim çevreleri tarafından da kabul görmüştür Peki meditasyon nedir? meditasyon uygulaması nasıldır? Doğu kültür ve dinlerindeki uygulamalarından bağımsız olarak stresle başetmede kullanılan meditasyon uygulaması temel olarak, ‘dikkati yönlendirme, dikkati odaklama veya dikkati terbiye etme egzersizidir’ denebilir. Meditasyonun özü, dikkati, değişmeden tekrarlayan bir uyarıcıya yönlendirme ve bunu sürdürmedir. O halde aslında, yalızca sessizce oturularak, örneğin kalp atışının veya bir saatin tik-tak sesinin dinlenmesi de meditasyon olarak düşünülebilir. Eğer dikkati, değişmeden tekrarlayan bir uyarıcı üzerine yoğunlaştırma ve bu durumu bir süre koruma çabası söz konusuysa, o esnada meditasyon yapılıyor demektir. O halde, Meditasyon için temel olan bileşenlerden biri ‘meditasyon nesnesi’, yani, dikkatin üzerinde yoğunlaştırılacağı, tekrarlı olan bir uyarıcıdır. Bu uyarıcı, içsel veya dışsal olabilir. Meditasyon nesnesi, örneğin nefes alıpverme duyumu, denizdeki dalgaların sesi veya görüntüsü, bir kelime, ses veya cümlenin tekrarlı ifadesi olabilir.

Kadınlarda Stres ve Üreme

Psikolojik Sorunlar dan biri olan Stres erkeklerde olduğu gibi kadınların üreme sistemi üzerinde de etkilidir. Psikolojik Danışmanlık hizmeti veren kişilerden ya da Psikolog lardan istediğiniz Psikolojik Sorunlar ın çözümünde yardım alabilirsiniz.

Kadınlar: Uzamış Siklus ve Adetten Kesilme
Kadınlarda da üreme mekanizması erkeklerdekine benzer şekilde işler. LHRH beyin tarafından salgılanır. Bu da pitüiterden LH ve FSH salgılar. Bunlar da önce östrojen sentezi için sonrada yumurta salınımı için overleri uyarırlar. Menstural dönemin ilk yarısında LHRH, LH, FSH ve östrojen yapılır. İkinci yarısında ise yumurtalıktaki karpus luteum’da progesteron yapılır. Böylece bunlar baskın hormon halini alır ve rahim duvarını uyararak yumurtaların olgunlaşmasını sağlarlar. Eğer yumurtlama sonrası döllenme olursa embriyo gelişmeye başlar. Kadınların kan akışında küçük bir miktar erkek cinsiyet hormonu da vardır. Bu hormon overlerden değil, adrenallerden gelir. Bu “adrenal androjen” lerin miktarı erkeklerdekinin sadece % 5’idir; ancak sıkıntıya yol açacak kadar da yeterlidir. Kadınlarda yağ hücrelerinde bulunan bir enzim genellikle bu androjenleri östrojene dönüştürerek ortadan kaldırır. Böylece problem çözülmüş olur.

Peki kuraklık nedeniyle aç kalındığında ne olur? Açlığa bağlı olarak yağ depoları azalır ve birden androjeni östrojene çevirecek yağ miktarı yetersiz hale gelir. Bu yüzden daha az östrojen üretilir. Daha da önemlisi androjen yoğunluğu artar ve üretim sistemindeki pek çok adımı engeller. Üreme, kişi istemli olarak aç kaldığında da banzer biçimde engellenir. Buna iyi bir örnek anoreksiya nervoza’dır. Özellikle genç kadınlarda üremede önemli rol oynar. Stres durumunda tıpkı erkeklerde olduğu gibi endorfin ve enkefalinler, LHRH’IN salgılanmasına engel olurlar. Prolaktin ve glukokortikoidler de pitüiterin LHRH’a olan duyarlılığını bloke ederler. Aynı zamanda glukokortikoidler yumurtalıkları da etkiler ve LH’a karşı daha az tepki vermesine neden olur. Sonuç olarak LH, FSH ve östrojen salınımı azalır, böylece yumurtlama da azalır. Menstural döneme giriş uzar ve düzensiz bir hal alır. Daha ciddi olarak yumurtlama mekanizması durabilir. Buna “adetten kesilme” denir. Stres ayrıca diğer üreme sorunlarına da neden olur. Progesteron düzeyi sıklıkla engellenir. Bu durum da rahim duvarının olgunlaşmasını engeller. Stres sırasında salgılanan prolaktinin de bu etkide rolü vardır. Prolaktin progesteron aktivitesine engel olur. Sürekli bir stres durumunda östrojen kaybı üreme dışında da bazı sonuçlar doğurur. Ağırlıklı olarak egzersiz yapan atletlerin kemiklerinde kireç azalmaya başlayabilir, kemiklerin kırılması ya da osteoporoz riski artabilir. Bu konudaki çalışmalar daha çok kadınlarla yapılmaktadır. Özellikle menapoz sonrası kadınlarda risk daha fazladır. Östrojen kemiklerin tekrar kireçlenmesine yardımcı olur. Ayrıca östrojen kalbi atherosclerosis’e karşı korumaya da yardımcı olur ve stres östrojen düzeyini düşürerek kardiyovasküler sistemi tehlikeye düşürür.
Kadınlar: Libidonun Engellenmesi
Stres kadınlarda libidoyu engeller. Stres altındaki kadınlarda cinsel istekte bir kayıp görülür. Çünkü stres, östrojen hormonunun salınımını engeller.

Erkeklerde Stres ve Üreme

İnsan neden ve ne zaman Stres li olduğunu; adet düzeninin bozulduğunu, ereksiyonun daha zor olduğunu ve cinselliğe yönelik ilgi kaybının olduğunu bilmek ister. Neden üzüldüğümüz zaman üreme mekanizmalarında çok sayıda ters giden durum olur? Bu tip Psikolojik Sorunlar genelde geçicidir. Stres durumu ortadan kalktığı zaman bu sorunda ortadan kalkmaktadır.
Erkekler: Testosteron ve Ereksiyon Kaybı
Erkeklerde üreme sistemi nasıldır? Erkeklerde, beyin LHRH (Lutein Hormonu Salgılayıcı Hormon) salgılar. Bu hormon da LH (lutein hormonu) ve FSH (follicle-uyarıcı hormon) salınımını sağlayan pitüiter bezini uyarır. LH, testosteron
salgılaması için testisleri uyarır. Erkeklerde FSH tarafından uyarılacak follicles olmadığında onun yerine FSH sperm üretimini uyarır. Bir stres etmeni ile tüm bu sistem engellenir. LHRH yoğunluğu azalır, kısa bir süre sonra da bunu LH ve FSH’ın azalması izler; daha sonra testisler çalışmaz hale gelir. Sonuç olarak da testosteron düzeyinde bir azalma olur. Bunun açık kanıtlarına fiziksel stres sırasında ulaşılır. Çalışmalar, yaralanma, açlık, ameliyat gibi durumlarda testosteron düzeyinin düştüğünü göstermiştir. Çözümü zor olan psikolojik stres kaynakları da rahatsız edicidir. insanlara ve maymunlara stresli bir öğrenme görevi verildiğinde, testosteron düzeyinin azaldığı görülmüştür. Yıllar önce yapılan bir çalışmada astsubay adayları okullarında fiziksel ve Psikoloji k olarak stres altında eğitim görmüşlerdir. Daha sonra askeri Psikiyatrist tarafından testosteron düzeyleri ölçülmüş ve testosteron düzeyinin düştüğü gözlenmiştir. Neden bir stres kaynağıyla karşılaştığımızda testosteron yoğunluğunda azalma olur? Bunun çeşitli nedenleri vardır. ilk olarak beyinde meydana gelen bazı durumlar vardır. Stresli bir durumda endorfin ve enkefalin hormonları, hipotalamustan LHRH’ın salgılanmasını engellerler. Erkekler çok fazla koştuklarında endorfin salgılanır ve bu da testosteron salınımını engeller. Bu durumda egzersizin erkeklerde üremeyi baskılayıp baskılamadığı sorusu gündeme gelir. Çok fazla egzersiz yapan erkeklerin LHRH, LH ve testosteron düzeyleri düşüktür ve daha az işlevsel spermlere sahiptirler. Benzer durumlara kadın atletlerde de rastlanır. Bunun nedeni de endorfin salgılanmasıdır. Kadın atletlerde menstrual döngü sık sık durur ve bunlar puberte dönemine normalden daha geç ulaşırlar. Normalde 14 yaşındaki kızların %95’inde menstruasyon başlarken, atletik ya da jimnastik yapan kızların %20- 40’ında bu yaşta menstruasyon başladığı görülmüştür. Strese bağlı olarak LHRH salınımı azalır. Ayrı ca prolaktin, diğer pitüiter hormonlar da salgılanır ve böylece LHRH’a olan duyarlılığı azalır. Son olarak da glukokortikoidler LH’a yönelik testislerin tepkisini bloke ederler. Testosteron salınımındaki azalma, neden stres sırasında erkek üremesinde problemlerin olduğuyla ilgili konunun yarısını oluşturur. Diğer yarısı ise sinir sistemi ve ereksiyonla bağlantılıdır.
Ereksiyon, çok karmaşık fizyolojik bir olaydır ve otomatik olarak işler. Ereksiyonda parasempatik sistem işlevseldir. Bu durumda penise giden kanda artış olur, kanın dışarı çıkması engellenir. Böylece penis kanla dolar ve sertleşir.
Stres sırasında ne olur?
Sinirli ve kaygılı olduğumuzda parasempatik aktivitenin devreye girmesi zordur. Bu yüzden ereksiyonun olması da sıkıntılı hale gelir. Böyle bir durumda ikdidarsızlık söz konusu olabilir. Eğer ereksiyon durumunda kişi kendini kaygılı bir halde bulursa parasempatikten sempatiğe hızla bir geçiş olur ve erken boşalma meydana gelir. ikdidarsızlık ve erken boşalma gibi problemlerin stresli zamanlarda ortaya çıktığına yönelik yaygın görüşler vardır. Çalışmalarda bu şikayetlerle doktora giden erkeklerde nedenin organikten çok psikojenik olduğu gözlenmiştir